RSS Feed

25 Nisan 2013 Perşembe

SEN SEN SEN

Bir dağbaşı yalnızlığı yaşıyorum yeniden.,
Dağbaşı yalnızlığı ölümden beter.
Hiç kimse aramasa sormasa beni
Sen gelsen yeter..

Huzur ellerinin güzelliğidir.
Gözlerin karşımda mutluluk denizi.
Her sabah soframızda ekmeğimizi
Sen bölsen yeter..

Yüreğim seninle yaylalar kadar serin
Ne bir çizgi hasret, ne bir nokta gam
Yayla dumanı gibi gözlerime her akşam
Sen dolsan yeter..

Bende çaresizlik sonsuz kördüğüm.
Bende sabır sende naz..
Gündüzünden vazgeçtim düşümde biraz
Bir yüz görümlüğü sen olsan yeter..

Duymasa da hiç kimse şâir gönlümün,
Sende karar kıldığını...
Ve içimin şerha şerha yarıldığını,
Sen bilsen yeter..

Bir gün duysan bittiğimi, tükendiğimi..
Çıkıp gelsen uzaklardan korkulu ürkek..
Bir incecik dal gibi üzerime titreyerek,
Eğilsen yeter...


 Yazar : Yavuz Bülent Bakiler

GÖZLERİN İSTANBUL OLUYOR BİRDEN

Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,
Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.
Martılar konuyor omuzlarıma,
Gözlerin İstanbul oluyor birden.
Akşamlardan, gecelerden, senden uzağım
Şiirlerim rüzgardır uzak dağlardan esen
Durgun sular gibi azalacağım
Bir gün, birdenbire çıkıp gelmesen.
Şarkılarla geleceksin, duygulu, ince
Yalnız gözlerime bak diyeceksin.
Ellerim usulca ellerine değince
Kaybolup gideceksin
Bir elim seni çizecek bütün pencerelere
Bir elim seni silecek.
Kalbim: Ebemkuşağı; günde bin kere
Senin için yeni baştan can kesilecek.
Ne güzel seni bulmak bütün yüzlerde
Sonra seni kaybetmek hemen her yerde
Ne güzel bineceğim vapurları kaçırmak
Yapayalnız kalmak iskelelerde.
Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,
Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.
Martılar konuyor omuzlarıma,
Gözlerin İstanbul oluyor birden.
 

Yazar : Yavuz Bülent Bakiler

DEMEDİM Mİ?

Demedim mi bu hasret bitirir seni
Ay dolanır gider, yalnız kalırsın.
Her gün yeni baştan dağılır, ufalırsın
Demedim mi yüreğim sevme!
İşte ne gözyaşı, ne yemin, ne söz
Geri dönen hangi güvercinin var?
Senin hangi çiçeğini sakladı bahar?
Demedim mi aklım inanma!
Birgün naza çeker kendini demedim mi?
Görmesen, zindana döner bu şehir
Görsen, umursamaz, aldırmaz kafir.
Demedim mi gözlerim bakma!
Demedim mi bu ürperten sıcaklık
Bu taze güzellik kaybolur birgün?
Sonra boşu boşuna aranır, dövünürsün
Demedim mi ellerim dokunma!
Demedim mi birgün susar şarkılar
Sesine ses veren rüzgarlar olur
İstediğin kadar artık bekle dur
Demedim mi kulağım duyma!
Bir gün çıkıp gideceği belliydi
Ayan-beyan belliydi anlayamadın.
Başka bir rüyada şimdi o kadın
Demedim mi kollarım sarma!

Bütün çektiklerim senin yüzünden
Gölge bile geçirmezdin bir zaman üzerinden
Ah! Şimdi paramparça oldun binbir yerinden
Demedim mi gururum kırılma!
 

Yazar : Yavuz Bülent Bakiler

ÇARESİZ

Ah bilsen, bir bilsen duyduklarımı
Sanki bir dağ ağırlığı kalkacak üzerimden
Ve nehirler boşalacak sanki içerimden
Sakın bilme!
...
Anlatsan duyarım bütün güzellikleri
Erir dağlarımın başındaki kar.
Sussan içimde kıyamet kopar
Sakın konuşma!
...
Ha küreğe mahkum olmak prangaya vurulmak
Ha görmemek gözlerini,ikiside bir
Bütün kördüğümleri çözecek gözlerindir
Sakın bakma!
...
Bir haberin gelse iki satırlık
Yüreğim birdenbire kanatlanır yücelir.
Bir martı gibi çıkar kapına gelir.
Sakın yazma!
...
Çıkıp gittiğinden beri sessiz sedasız.
Başıboş kalan esir, zindanda yatan hürüm.
Dönmesen çaresiz kalır ölürüm
Sakın gelme!
...
İşte dağlar taşlar şahidim olsun
Yüzüme bakma, konuşma, yazma istemiyorum
Dipsiz karanlıklara bağırıp duruyorum
Sakın işitme!
 

Yazar : Yavuz Bülent Bakiler

BENİM

Ve büyür gözlerimde güvercin güzelliğin
Sonra bıkıp usanmadan sabahlara dek
Biri durur kapında korkulu ürkek...
O duran benim.

Bir gölge gibi düştüm ardına yıllardan beri
Sordum seni şehir şehir
Şimdi her gece yarısı rüzgâr değildir
Pencerene vuran benim.

Bir gün bölerse uykunu bir saat çıngırağı
Birdenbire yatağından kalkıp oturma
Öyle korkulu gözlerle etrafına bakınma
Saatleri kuran benim.

Senin bir suçun yok kabahat bende
Bitsin bu kıskançlık gayrı diyerek,
Boy verdiğin aynaları istemeyerek
Tekrar tekrar kıran benim.

Bir ceylan gibi durma artık gecenin ortasında
Ceylan gibi bakma oraya
Seni bir beyaz duvağa, altın halkaya...
Duyuran benim.

Kolay kolay unutulmaz adına yaktığım türküler
Kapanmaz yüreğime açtığın yara.
Her akşam saçlarını karanlıklara...
Savuran benim.
 

Yazar : Yavuz Bülent Bakiler

BİR GÜN BAKSAM Kİ GELMİŞSİN

Bir gün baksam ki gelmişsin...
Bir güvercin gibi yorgun uzaklardan yar.
Gözlerinde bir bitmez, bir tükenmez güzellik
Saçlarında ilkbahar...

Bir gün baksam ki gelmişsin...
Gülüşünde taze serin bir rüzgar
Ellerin yine eskisi kadar güzel
Çiçek açmış dokunduğun bütün kapılar...

Bir gün baksam ki gelmişsin...
Hasretin içimde sonsuzluk kadar.
Şaşırmış kalmışım birdenbire çaresiz.
Dökülmüş yüreğime gökyüzünden yıldızlar.

Bir gün baksam ki gelmişsin...
Ne yüzünde bir gölge, ne dilinde sitem var.
Tozlu pabuçlarını gözlerime sürmüşüm
Benim olmuş dünyalar...
 

Yazar : Yavuz Bülent Bakiler

SEN


1

Aşkını gözlerinle, dün, kalbime işledin,
Bir sanatkâr,eliyle oyar gibi mermeri.
Rüzgâr yüzü görmeyen ufkumda genişledin
Bir fırtına halinde koptuğun günden beri.

Daha fani olaydı kurtulurdu zarardan,
Aşkım ki farkı yoktur bir dağ başında kardan.
Gururuma basarak üstüne çıkanlardan
Dönmeyen bir sen varsın geri.

Nasıl taşta çeliğin izi kalırsa derin,
Üstüne satır satır öyle nakşoldu yerin.
Üzülme, senden sonra kalbime girenlerin
Yalnız senin aksindir orda görecekleri...

2

Her geçen gün bir aşkın gevşetirken bağını,
Her geçen yıl aşkıma yeni bir hız bıraktı.
Onda bulmuş gibi hayatın kaynağını,
Bu ateşle yanmasa kalnim vurmayacaktı...

Kalbim vahşi bir kuştu, kendi yurdunda sultan,
Ona gurur vermişti güneşten emdiği kan.
Daha dün bir çığ gibi inerken dağlarından
Bugün karşında sakin bir su halinde aktı.

Hangi ruh duydu seni benim kadar derinden?
Hangi gönülde yandın böyle bir yangınla sen?
Ya benim gözlerimdir seni bambaşka gören
Ya hepsinin gözleri, sana, görmeden baktı...


 Yazar : Yaşar Nabi Nayır

ONAR MISRA

Ayırma gözlerini gözlerimden bu akşam
Böyle saatlerce bak, böyle asırlarca bak.

Gözlerine yavaşça doldu akşam.
Ufuktaki lambanın fitilini kısarak
Benim içimde yaktı sanki grubu akşam,
Tutuşan bağrım için ne serin bir su akşam.
Gündüzden, gürültüden ve kâinattan ırak
Akşamı seyredeyim bakışlarında bırak.
Ayırma gözlerini gözlerimden bu akşam,
Böyle saatlerce bak, böyle asırlarca bak.
 

Yazar : Yaşar Nabi Nayır

BEKLİYORUM

En güzel rüyaları andıran enginlere
En güzel ümitlerle açılmak istiyorum.
Gözlerinin içinde, bilmediğim bir yere
Günlerce gitmek gitmek ve dönmemek...diyorum. 


Yazar : Yaşar Nabi Nayır

SESSİZ GEMİ

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden  

Yazar :  YAHYA KEMAL BEYATLI

24 Nisan 2013 Çarşamba

MUTLU OLMA ŞANSI

Hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili
biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz, acısını
acımız yaptık çünkü.
Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın gözyaşı bile
içimizi parçaladı.
Kedilere ağladık, kuşların yasını tuttuk...
Yüreğimizin zayıflığı kimi zaman hayat karşısında bizi zayıf yaptı.
Aslında ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili...
Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülebilmek ve çare aramak.
Ben bütün hayatımda hep üzüldüm, hep yandım.
Yaşamak ne güzeldir be sevgili...
Sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek...
Ve o vazgeçilmez sancılarını duyarak hayatın...

Yılmaz GÜNEY

KÖPRÜ


Sevgili
yetmiyor 'sevgili' sözü
tek başına. Karşılamıyor
içimi dolduran duyguyu.
Oysa ben 'sevgili'
derken neler
düşünüyorum bilsen.
Sonsuz, bir güneş
bir yudum rakı
çiçeğe durmuş ince bir
bahar dalı
oğlumun sıcak yanağı
anamın acılı gözleri
babamın tütün kokan eli
evimizdeki kuş
yarının güzel günleri.
Anlatılması güç binlerce
duygu ve sen...
İşte sen
beni hayata bağlayan
en güzel köprüsün;
köprülerin en güzelisin.
Sevgilim... Güzelim...
İnsanı yaşatan
içimizdeki hayat böceğidir.
O ölürse
hayatımızın da tadı biter.
O sakın ölmesin
yaşat onu.


Yılmaz Güney

KENDİM İÇİN YAŞAMIYORUM


hayatı kendim için yaşamıyorum. ve korkmuyorum
hiç birşeyden. başıma gelecekleri de biliyorum.
herşeye rağmen düşmana inat yaşayacağız.
Yarın bizim çünkü...

Yazar : Yılmaz Güney

ESKİDEN BİLMEZDİM YALNIZLIĞI



Eskiden bilmezdim yalnızlığı
Bir ağaç nasıl yalnız değilse ormanında
Bir çiçek kendi dalında
Eskiden bilmezdim yalnızlığı
Yalnızlığın içinde
Şimdi yalnız, yalnız mıyım
Kopuk muyum dalımdan
Uzağında mı kaldım ormanın

Yazar : Yılmaz Güney

BİRGÜN

Hangi zorluğu
yenmemiş insanoğlu.
Hele taşıyorsa içinde
bu insanca sevgiyi.
Güzel günler
zorlu duraklardan
geçer sevdiğim.
Damla damla
birikiyor insan.
Damla damla sevgili...
Bir gün
akıp gideceğiz hayata.
Duvarlar yıkılacak,
açılacak bütün kapılar
bilesin.
Benim yüreğim
sensin şimdi
seni vurur durur...
Ve yine damla damla
çoğalıyorsun içimde.

Yazan : Yılmaz Güney

ARKADAŞ

 

 
ARKADAŞ

Şiire Yorum Yapın Olmasın o ta içten
Gülen gözlerde yaş
Bir gün gelip ayrılsak da
Seninle arkadaş

Bir kıvılcım düşer önce
Büyür yavaş yavaş
Bir bakarsın volkan olmuş
... Yanmışsın arkadaş

Dolduramaz boşluğunu
Ne ana ne kardaş
Bu en güzel bu en sıcak
Duygudur arkadaş

Ortak olmak her sevince
Her derde kedere
Ve yürümek ömür boyu
Beraberce el ele

Olmayacak o ta içten
Gülen gözlerde yaş
Bir gun gelir ayrılsak da
Seninle arkadaş

Yazar : Yılmaz Güney
 
Şarkı : Grup Ayna
 
 

23 Nisan 2013 Salı

Sevgilim


Dün gece bu şehirdesin diye
sabahladım şehrin koynunda,
Ben sende hiç sabahlamadım oysa,
arzu yada pişmanlık yoktu bunda,
Sen mutluluğumdun umutlarımın ardında,
Sen hayallerimin kadını,
Sen varlık nedenim,
yaşama sebebimdin aslında,
Özgürlüğü kuş misali yaşardım melek kanatlarında,
Bekleyişlerim, beklentilerim vardı huzurla,
Hayallerim vardı sana dair, mutluluğa dair,
Huzura dair, aşka, sevgiye sevdaya vesair,
Gidişinle bitti rüya,bitti bu yürek, bitti bu aşk,
Herşey bitti de bir ben bitemedim sana dair.
İçimdeki sevgiyide, senide silemedim.
Ne umutlarımı suya atabildim, nede göz yaşımı akıttım bulutlara,
Kanadı kırık, yüreği yaralı, canı darda bekledim seni,
Gelmeyeceğini bile bile bekledim ,
Bekledikçe sönmedi alevim,
Serinletsin diye önüne çıktığım fırtınalarda anıları gördüm,
Her anıda biraz daha büyüdü alevim,
Daha çok yandım her kıvılcımda,
Şimdi sözüm sana giden sevgilim,
Gittim...Bittim...diyorsun ya,
Eğer bir kibrit yetiyorsa bitirmekle kalma
Beni ortadan kaldırsana bir kutu kibritin ucunda....


                                                           Ö.Khttp://www.facebook.com/DuyqusalKelimeler

KENDİNE İYİ BAK BENİ DÜŞÜNME

 

 
 
Yalnızlığın seyir deftrende sensizliğe birgün daha yol aldı işte yüreğim. Kulağımda Şarkılar, aklımda sen, kalbimde koca bir yoklukla içimde büyüyen kara deliğe doğru gidiyorum. İçimden geçenler Kulağımda yankılanan sözlerle savaşa tutşup sarkıları haksız çıkarmaya çalışıyor sanki.

"Yan yana geçen geceler unutulup gider mi?
Acılar birden biter mi?
Bir bebek özleminde seni aramak varya
Bu hep böyle böyle gider mi? "

" Suya hasret çöllerde beyaz güller biter mi?
Dikenler göğü deler mi?
Bir menekşe kokusunda seni aramak varya
Bu hep böyle böyle gider mi?"
 
Kendine iyi bak beni düşünme
Su akar yatagını bulur. 

İçimdeki fırtına kör kurşunla diner mi?
Kavgalar kansız biter mi?
Bir mavzer çığlığında seni aramak var ya
Bu hep böyle böyle gider mi?

Şu kahpe dünya seni bana düşman eder mi?
Dostluklar birden biter mi?
Bir kardeş selamında seni aramak var ya
Bu hep böyle böyle gider mi?

Kendine iyi bak beni düşünme
Su akar yatağını bulur. "

     Yanyana gecelerimiz olmadı oysa bizim diyorum. Teninin kokusunu sıcaklığını hissetmedim, yıllarca süren ilişkinin kaç gününde elim eline kenetlendiki diyorum.Gözden ırak olan gönüldende uzak oldu işte deyip kendimi avutmaya çalışıyorum. Ama içimdeki acıyı dindirmeye yetmiyor gidişine sıktığım kurşunlar. Çünkü sabahlara kadar kapanmayan telefon konuşmaları geliveriyor aklıma, biz yenik düşsekte, telefon bataryalarımız yenik düşmezdi uykuya ve sesimiz eksilsede kulaklarımızdan nefesimiz eksilmezdi ya, kurduğumuz hayaller, seni uyutmak için anlattığım masallar, küçük evimiz, çocuklarımız ve çocukluklarımız sonra...
 
    İşte bunlardan dolayı kızamıyorum sana.Hem kızamıyorum hem kıyamıyorum. Çünkü sen çöl yüreğimin cansuyu olmuştun.Aşk geçmez , sevda uğramaz dediğim gönül yolumda yürümeyi öğrettin bana.Yüzümü Rabbime döndürüp, sıkıntıda, darda duaya sarılmayı öğrettin. İçimde kopan fırıtınalara karşı koyup sessiz çıplıklarımı sevda sözcüklerine döndürdün.Aşk oldun, dost oldun, kardeş oldun, anne baba oldun sırasında... 
 
    Şimdi hiçbir gidiş düşman edemez beni sana. Aşkın bitse, dostluğun baki kalır. O da bitsin uzak ol dersen, yine kızmam gücenmem sana. Sen benden gittiğin gün ben teslim oldum zaten yokluğuna. Bende farkındayım boşa bunca çaba , o yüzden son  sözüm şairin deiği gibi ,Kendine iyi bak beni düşünme Su akar yatağını bulur. " . Can çıkar, bedenim kara toprağın olur. İşte o gün aşkta biter, sende bitersin bende.

                                                                                                                                Ö.K
 
 
Şarkı Sözlerini yazan Ali Çınar ' a, Bu sözlere böyle bir müzik yapan üstad  Ahmet Kaya' a ve bu şarkıyı en az Ahmet KAYA kadar yürekten okuyan Resul DİNDAR a teşekkürler.
 

 
 
 

KENDİNE İYİ BAK

 
 
 
 “Kendine iyi bak” bir "veda" değil "elveda" cümlesidir çoğu zaman. O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde...

"Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacağım. Olamayacağım. İstesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum.“

“Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden başkası olmayacak yanında sana bakacak. Ben olmayacağım. Kendine iyi bak ve beni düşünme. Çünkü ben de seni düşünmeyeceğim artık. Arama sakın beni, yazma, çünkü ben yazmayacağım. Sil beni yüreğinden, çünkü ben sileceğim. Fakat, yaşanılan, paylaşılan güzel şeyler hatırına sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum.”

Kendine iyi bak. Aramızda geçen herşeye rağmen benden sonra iyi olduğunu bilmeyi tercih ederim. Aslında bilmem çok önemli değil, iyi olduğunu varsayacağım ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle başbaşa, yapayalnız bırakıyorum ben. Biliyorum kendini bırakacaksın benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslına bakarsan, çok da fazla umursamıyorum."" "

Kendine iyi bak derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onları ayırmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok acı vericidir, yürek parçalıyıcıdır. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine “Kendine İyi Bak” gözleriyle ayrılırlar. Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar…Ta ki son elveda mezar sessizliğine bürününceye kadar…

Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez “Kendine İyi Bak “ derler ve giderler. Onlar eti tırnaktan ayırmak yerine ölümü yeğlerler. Onlar bu acıyı bir kezden fazla kaldıramayacaklarını bilirler.

Kendine iyi bak derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler. En büyük ihanet değil midir aslında seni seveni, ihtiyacı olanı yüzüstü bırakıp gitmek. "Kendine iyi bak" derler ve giderler. Seni suskunluğa mahkum edip giderler. Seni parçalara ayırıp, en büyük parçayı yanlarına alıp giderler. Seni senden alıp giderler.

Daha kötüsü suçlayamazsın onları tüm bunlar için. Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardır elbet. Suçlatmaz kendini. Savaşmadıkları için kızarsın ama suçlayamazsın. Savaşmışlarsa, yenildikleri için kızarsın ama suçlayamazsın. Yenildiğin için kızarsın ama suçlayamazsın… Ayrılığın kaçınılmazlığına inandırır seni, "kendine iyi bak" derler ve giderler. Elinden umutlarını, düşlerini, sevgilerini alıp giderler. Bir tek anıları bırakırlar geride, bir de hatırladıkça gözyaşlarına boğulasın diye
unutulmayan nağmeler.

Arkalarına bakmadan çekip giderler eğer yalnız kalmışsan, çünkü insafsızlıklarını görmek istemezler. Herşey o saniye orada bitsin, kapansın bu sayfa isterler. "Bitti" diyemedikleri için, "kendine iyi bak" derler. "Kırıldım ve affedemiyorum" diyemedikleri için "kendine iyi bak" derler. "Seni istemiyorum artık, hayatımdan çıkaracağım ama bil ki hiç unutmayacağım" diyemedikleri için kendine iyi bak derler. "Biliyorum çok kanayacaksın ama daha iyisini yapamıyorum" diyemedikleri için "kendine iyi bak" derler. Vicdanlarını rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktır ve o yara asla kapanmayacaktır, bilirler.

Kendine iyi bak bir noktadır çoğu zaman. Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansın isterim ben. Oysa sen iyisin… Sen gözümdeki ışık, dudağımdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçssin. Sen hayatıma renk katan, sen yüreğimdeki çarpıntı, sen hayatımdaki neşesin. Sen yolumu aydınlatan, sen dert ortağım, sen gönül yoldaşım, sen bir tanesin. "Kendine iyi bak" deme bana. Nokta koyma.

Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler, keşke affedebilsen beni, keşke ben de affedebilsem… Keşke döndürebilsek zamanı geriye. Keşke bugünkü aklımızla yaşasak herşeyi baştan. Nafile... Ama yine de, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı? Sen eksikken, ben nasıl tam olurum? Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum? Savaşsak, aramıza giren şeytanla olmaz mı? Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı, hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanırdı? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek değerler vardı? Hani en büyük zaferler, en kanlı savaşların ardından kazanılırdı? Bunların hepsi yalan mı? Sahiden..., gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı?……….

Peki o zaman. Senin istediğn gibi olsn. Öyleyse...Sen de "KENDİNE İYİ BAK."
 
 
Yazan : Rüştü Çalık
 
Okuyan : Ömer Köroğlu

21 Nisan 2013 Pazar

BESBELLİ

 

Besbelli ölümüm sabahleyindir
İlk ışık korkuyla girerken camdan
Uzan başucumda perdeyi indir
Mum olduğu gibi kalsın akşamdan
Sonra koş terlikle haber vermeye
"kiracım bu sabah can verdi" diye
Üç beş kişi duysun ve belediye
Beni kaldırmaya gelsin odamdan
Evden çıkar çıkmaz omuzda tabut
Sende eller gibi adımı unut
Kapımı birkaç gün için açık tut
Eşyam bakakalsın diye arkamdan. 

Yazar : AHMET KUTSİ TECER

DUYDUM Kİ BİZİ BIRAKMAYA

                                                                       




Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme
Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme

Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme

Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme

Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme

Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme

Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme

Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
Huzurumu bozuyorsun sen mavediyorsun etme

Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme

İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme 

Yazar : Mevlana Celaleddin Rumi

Okuyan : Yılmaz Erdoğan

19 Nisan 2013 Cuma

YAŞ OTUZBEŞ



Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.

Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız,
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?

Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.


Cahit Sıtkı Tarancı

17 Nisan 2013 Çarşamba

ZOR SEVDİM DİYE GİDEMİYORUM SENDEN

 
 
 
   Yokluğunun sızısı çöktü dün gece üzerime yine. İki saat arayla iki defa aradım seni kendime yenik düşerek. İkisinde de açmadın belki uyuyordun belkide açmak istemedin, orasını ben bilemem. Ama ikisindede hayranlıkla dinlediğim bir ses karşıladı beni. Ne zaman yüreğim Aşk sılasından ayrı kalsa, saatlerce dinlemekten bıkmadığım Sıla'nın sesi. " Güler Ömür, ağlar ömür. Farkında olmayız Geçer ömür. Çok sevdiğimden değil, zor sevdiğimden " diyordu.
 
   Ben hayran olduklarımda biraz kendimi bulduğumdan hayran olurum bilirsin. Senin yüreğinde kendimi buldum diye hayrandım ya hani, Sıla'nın sesinde ve sözlerinde de kendimi aradım hemen. Şarkıyı açtım ve dinlemeye başladım gözlerim kapalı. Sadece gözlerim değilmiş aslında kapalı olan, Yüreğinde kapalıymış, sözlerimde.
 
   Şarkının her satırını kelime kelime irdeledim. aslında her cümlede biraz sen vardın çokça ben. Mesela
 
 " Niye gidemiyorum biliyor musun?
   Çünkü emek verdiysen zor  "
   Sana emek verdim yıllarca. Gönül kitabıma önsöz yaptım seni. Harf harf işledim seni o kitaba ben. Tek nokta koymadım cümlelerin sonuna, soru işareti de. Mutluluk hayali yazdım bol bol.
 
Mutluluk hayal ederken yitirdim seni bir telefon konuşmasından sonra. Nedenini bile söylemeden gittin benden. Hani Sıla diyor ya ;
 
 
" Meydan okuma öyle hemen
Dur neden diye sor,
Niye susuyorum anlıyor musun?
Çünkü anlattıkça zor
Bükme dudağını
Hemen otur o zaman hesabını sor "
diye. Neden diye sorması gereken ben iken, neden diye soramadım. Neden biliyor musun ? çünkü sen benim sonum olacaktın. Çünkü ben kollarında gözlerimi ebediyete yumacaktım. Şimdi soruyorum giderken soramadıklarımı sana değil, kendime. Manasız gidişine yöneltilen sorulara cevap bulamadıkça Meydan okumayı bırak, meydan dayağı yemişe dönüyorum. Sessiz karanlıklarda daha da suskun oluyorum bu dayak haliyle. Hesap soranda benim hesap verende, dudağını bükende benim, çocuk gibi iç çekip içten içe ağlayarak üzülende.
 
   Sen değildin oysa ilk sevdiğim böylesine. ilk değildi bu yalnızlık ve terkediliş, bunu ikimizde biliyoruz. Peki neden böylesi üzüntü, neyin bedeli bu gam deme. ikimizde biliyoruz nedenini. Sıla'nın dediği gibi

"Çok sevdiğimden değil zor sevdiğimden ". Seni çok sevdim elbet yanlış anlaşılmasın. öyle çok fazla kişiyi sevmedim ben. gönül eylendirmek olmadı maksadım çıplak tenlerde, bir öpücük hazzıyla bilirsin. Ama az kişiyi çok sevdim, ta yürekten. Her gidişte daha bi zorlaştı sevgiler bende. Daha bi ince ince eleyip sık dokur oldum sevgileri her seferinde. Hatta yıllarca dokunmadığım oldu eleğe de , yüreğede.

"İyi günde burdasın dar günde yoksun neden
Çok sevdiğimden değil zor sevdiğimden
İyi günde burdasın dar günde yoksun neden"
, Hiç kimseye sormadım bu soruları. çünkü benim iyi günüm aşkla geçen günlerdi. Çok sevmezdim dedim ya, az kişiyi zor sevdim hep. Her giden Sıla' yı bir kere daha haklı çıkardı oysa.

"Güler ömür ağlar ömür
Farkında olmayız geçer ömür "
Bilirsin hiç asılmaz yüzüm. İçimden üzülürüm ben. İnsan yüreğindeki acıyı haykıramayınca daha çok yanıyor. Oysa benim hiç haykırışlarım olmadı. Ama bol bol yaşadım hıçkırıkları. Buz gibi odada, yürek yangınlarıyla yaktım kendimi. Yastığa gömülüp yağmur yağdırdım yüreğimin artık aşk bitmez dediğim çöllerine. Şimşekler çaktı karabulutlu gecelerin ardından, Yıldırımlar düştü gidişlerin başladığı yere.  Dışarda güldü ömür, içerde ağladı hep. Ben farkındaydım geçip gittiğinin oysa, sadece aşksız tatsuz tutsuz çekilmediğiden katlanmayı seçtim. Dedim ya "Çok sevdiğimden değil zor sevdiğimden" diye. Senide az kişi içinden zor sevdim diye  gidemiyorum senden. Seni de öyle basit sevmediğimden işte...
 
                                                                                                                      Ö.K
 
Yukarıdaki şarkının ve sözlerin mimarı Sıla GENÇOĞLU'na, her daim bizi bir yerlere sürükleyen sözcüklerinden ötürü teşekkürler.
 
 

16 Nisan 2013 Salı

EĞER


EĞER

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan, birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile, ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...
Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!


                                                                            Büyük Usta  Can YÜCEL

                                                                           Seslendiren :  Musa VAROL

ANLADIM

ANLADIM

 



Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını, kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
Kendi yolumu çizdiğimde anladım.

Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak, dinleyerek değil...
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım...
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım...

Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım...
Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım...

Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş,
Çok acıttığında anladım..
Fakat, hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım...

Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım...
''Sana ihtiyacım var, gel !'' diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana ''git'' dediğimde anladım...

Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş, her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım...

Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman olmak,
Gerçekten pişman olduğumda anladım...
Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş,
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım...

Ölürcesine isteyen, beklemez; sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım...
Sevgi emekmiş,
Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...



                                                                            Büyük Usta  Can YÜCEL

                                                                            Seslendiren : Ramazan ATASORKUN

HER ŞEY SENDE GİZLİ

 
HER ŞEY SENDE GİZLİ
 
 
Yerin seni çektiği kadar ağırsın                                                
Kanatların çırpındığı kadar hafif...
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü...
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin...
Yaşadıklarını kâr sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna.

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün...
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme, bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.

Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine, değer verdiğin kadar insansın
Bir gün, yalan söyleyeceksen eğer
Bırak, karşındaki sana güvendiği kadar inansın.

Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar, ona yakınsın
Unutma, yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin, seni ısıttığı kadar sıcak.

Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin...
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak, bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda, aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin, bunu da öğren:
Sevdiğin kadar sevilirsin...
 
 
                                                  Büyük Usta  Can Yücel
                                                 
                                                  Seslendiren : Selçuk YÖNTEM
 

YOK OLUŞLARIN EŞİĞİNDEYİM

 
 
 
 
     ANLATAMAM DERDİMİ
 
 
Duman dağdan yukarida yarinimi arıyor
Ben yari saramadım da duman dağı sarıyor
Gözlerindeki yaşı da mendil kurutamadı
Bu nasıl sevda idi yürek unutamadı
  
                                                Selçuk Balcı
 
 
    Yokluğun sis çöktü gönül dağıma.Şimdi benliğim kendini bu dizelerde arıyor. Bulsa ne âlâ ama bulamıyor. Ne bir çözüm bulabiliyor yokluğuna, nede yüreğimde kanayan yarayı sarabiliyor. Avuntular gözümdeki yaşı kurutsada, kalp gözüm hep sana muhtaç, hep sen diye ağlıyor. Bu nasıl sevda ki, zaman geçiyor, ömür bitiyor da bir o bitmiyor.
 
    Aksine her geçen zamanda şarap misali sen diye daha da yıllanıyor sana sevdam. Her gece ayrı bir yokoluşun eşiğine itiyor beni. Koca bir volkanın kıyısında gibiyim. İçimden aşkının ateşi fışkırıp gece yarıları her yanımı sarıyor. Soğuk  soğuk terlerleyerek uyanıyorum hıçkırıkla daldığım uykularımdan. Aslında uyanış değil bu tam olarak. Yeni bir kabusun başlangıcı sanki.
 
     Ayrı bir sensizlikle düşüyorum yüreğimin kıyısından, sensizliğin uçurumuna. O uçurumun sonu da ölüm değil ama bile bile düşüyorum. Sadece biraz daha kanıyor sevda sevda seni işlediğin kalbim çaresizlikle. Yoksa seni taşırken ben o kalpte, ela gözlerinle derin derin bakarak işlediğin sevda saklıyken bu yürekte, bu can emanettir bu bedene. Karşılıksız olduğunu bile bile, senin gibi kıyamam ben bize.
 
                                                                                                                         Ö.K
 
 
 
 
    
 
   
 
 
 
 

12 Nisan 2013 Cuma

KANGREN YÜREĞİM




 
 
 
    "Sevduğum bak gözüme
 
     Birşey söyle yüzüme
 
    Ben severim uzaktan
 
    Üzülme sen bize "


    
    Artık avuntuyuda geçti yukarıda ki dizeler. Gözün gözüme değmeyeli haftalar olsada vazgemedim seni sevmekten.Zaten uzaktan başlayan bir sevdaydı bizimkisi, şimdi di öyle işte. Sen yeter ki üzülme, ben hem uzaktan severim, hemde karşılıksız, şairin dediği gibi sen yeter ki üzülme. Şair sadece bunu mu diyor peki ?
 
    " Yine düştüm yollara
 
     Yolun sonu gelmedi
 
     Kaldı senden geriye
 
     İki damla gözyaşı," diyor

   Hiç vazgeçmedim senden, sessiz ve suskunum diye unuttum sanma sakın. Hala karşılıksızda olsa gönül yolunda yürüyorum eskisi gibi. Bir dirhem azalmadı sevgim sana. Bir başıma bıraktın diye nefrette etmedim senden. Değişen sadece, senleyken gerçekleşir diye kurduğum oysa  şimdi çıkmaz sokaklara çıkan hayaller sadece. Yinede üzülme sen ben hüzünlüyüm diye, kahretme kendini ben üzüntülüyüm diye. Çok iyi bilirsin sende ;
 
 
     Ağlama dayanamam gözlerinin yaşına
 
     Biter bu dertler geçer, sen kal o bana yeter
 
     Oy sevduğum gel yeter bu yağmurlar da geçer "


   Evet Ağlama dayanamam gözlerinin yaşına, biter bu dertler, sen kalmamış olsan da bana, yüreğimden kopup beynime hükmeden fırtınalar elbet birgün diner. Belki ıslanırım bir sevginin kollarında yenidern. Sen benim ılık nisan yağmurumdun, güneşle birlikte yağan, ılık ılık ve yavaş yavaş ıslatan. Şimdi yokluğunu hissettiğim akşamlarda çöken karanlık fırtınada, karla karışık yağsannda herşey elbet birgün biter.
 
   Biter ama nasıl orasını bilemem. Neler koparır giderken fırtınaların benden, neleri nerelere sürükler bilemem, ama unutma sen yoksan eğer, bu bedende, bu yürekte zaten kangren. Bu yüzden   yokluğunda sığındığım liman önce Rabbim, sonra kelimeler. Ağzımdan çıkan her hece, bir duygu bulutu olur  sana dair, uzar gider cümleler. Şairinde dediği gibi yazdığım yazılar sayfalara sığmaz, çünkü gönül sayfana yazılmaya adanmıştı onlar, şimdi yokluğunda hepsi birden isyandalar. Bazen haykırış oluyorlar sol tarafımın derinliklerinden, bazense düğüm olup kalıyorlar ve çıkmıyorlar boğazımın orta yerinden. Sessizce susuyorum sadece ve kulak veriyorum şairin dizelerine.  Boğazımda düğümlenen kelimeleri fırlatıp atsınlar diye içimden haykırıyorum çaresizce.
 
 
 
     " Yazdığım yazuları
 
     Sayfalara sığmadı
 
     Bu karanlık gecede
 
     Sensiz sabah olmadı
 
 
     Gözlerin gözlerime bakmayalı çok oldu
 
     Herşey yolunda idi ama bu ayrılık olmadı
 
     Sevduğum dayanamam alsın beni bu duman
 
     Ben olmasam da olur sende gittiğin zaman
      
     Oy sevduğum gel yeter bu yağmurlar da geçer ."
 
 
   Alıntı yaptığım dizeler Sayın Korhan Özyıldız'a  ,  Videoda geçenler ise ATV nin KARADAYI'yla birlikte bıkmadan izlediğim BENİM İÇİN ÜZÜLME dizisine aittir. Şarkıyı bu derece içten söyleyense Marsis ' tir. Dizi ve dizelerdeki karakterleri bilmem ama  aralara serpiştirdiğim cümleler tamamen gerçek kişileri anlatmaktadırlar.
 
 
 
                                                                                                              Ö.K
 

11 Nisan 2013 Perşembe

SANA BAKMAK


her şey yapılabilir
bir beyaz kağıtla
uçak örneğin uçurtma mesela
altına konulabilir
bir ayağı ötekinden kısa olduğu için
sallanan bir masanın
veya şiir yazılabilir
süresi ötekilerden kısa
bir ömür üzerine.

bir beyaz kağıda
her şey yazılabilir
senin dışında
güzelliğine benzetme bulmak zor
sen iyisi mi sana benzemeye çalışan
her şeyden
bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor
belki tabiattadır çaresi
senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
ve benim
bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
anlarım bitkiden filan
ama anlatamam
toprağın güneşle konuşmasını
sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla

sen bana ışık ver yeter
bende filiz çok
köklerim içimde gizlidir
gelen giden açan soran bere budak yok
bir şiir istersin
“içinde benzetmeler olan”
kusura bakma sevgilim
heybemde sana benzeyecek kadar
güzel bir şey yok

uzun bir yoldan gelen
tedariksiz katıksız bir yolcuyum
yaralı yarasız sevdalardan geçtim
koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
her şeyi anlattım
olan olmayan acıtan sancıtan
bilsem ki sana varmak içindi
bütün mola sancıları
bütün stabilize arkadaşlıklar
daha hızlı koşardım
severadım gelirdim
gözlerinin mercan maviliğine

sana bakmak
suya bakmaktır
sana bakmak
bir mucizeyi anlamaktır

sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
aşk sorgusunda şahanem
yalnız kelepçeler sanıktır
ne yazsam olmuyor
çünkü bilenler hatırlar
hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
bahçıvanlar değil tüccarlardır
sen öyle göz
sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
sen teninde cennet kayganlığı iken
sana şiir yazmak ahmaklıktır

bir tek söz kalır
dişlerimin arasından
ben sana gülüm derim
gülün ömrü uzamaya başlar

verdiğim bütün sözler
sende kalsın isterim
ben sana gülüm derim
gül sana benzediği için ölümsüz
yazdığım bütün şiirler
sana başlayan bir kitap için önsöz

sana bakmak
bir beyaz kağıda bakmaktır
her şey olmaya hazır
sana bakmak
suya bakmaktır
gördüğün suretten utanmak
sana bakmak
bütün rastlantıları reddedip
bir mucizeyi anlamaktır
sana bakmak
allah’a inanmaktır


                               Yılmaz ERDOĞAN

SENİ SEVMEKLE BAŞLIYORDU HERŞEY



Sevmek gibi geliyordu her şey,sevmek gibi gidiyordu kadın
Adının anlattığı, canın teni yakmasıydı
Bir bulut evet ama aslolan,bulutun suyu yağmasıydı
Bir insanı sevmekle başlıyordu her şey
Ve boşanmak için
En az iki şahit gerekiyordu

Böyle zamansız güneşli
Umulmadık mavi günlerde
Bir bekleme salonu yalnızlığına bürünüyorum
İliklerimde ki yitik aşkı
sarhoş bir unutkanlığa ilikliyorum

Sanki şiirini bilmediğim bir Fransız akşamında
Kaldırım taşlarını sayıyorum kalbimin
içinde ayak izlerin
Aylak bir yaz geçiyor avuçlarımdan
Ve ben ne zaman kiminle sevişsem
hala seni aldatıyorum...



                                                          Yılmaz Erdoğan

BAĞIŞLA



Ya zamanından çok erken gelirim
Dünyaya geldiğim gibi
Ya zamanından çok geç
Seni bu yaşta sevdiğim gibi


Mutluluğa hep geç kalırım
Hep erken giderim mutsuzluğa
Ya herşey bitmiştir çoktan
Ya hiçbir şey başlamamış..


Öyle bir zamanına geldim ki yaşamın
Ölüme erken seviye geç..
Yine gecikmişim bağışla sevgilim
Seviye on kala ölüme beş..


Aziz Nesin..

AYRILIK



Tam göğsünüzün ortasında bir yeriniz acıyacak..
Evinizin sizi içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksiniz..
Sokağa fırlayacaksınız, sokaklarda dar gelecek..
Tıpkı vücudunuzun yüreğinize dar geldiği gibi..
Ne denizin mavisi açacak içinizi, ne pırıl pırıl gök yüzü..
Kendinizi taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksiniz..
Birileri size bir şeyler anlatacak durmadan..
"Önemli olan sağlık.''
''Yaşamak güzel.''
''Boş ver her şey unutulur.''
Siz hiçbirini duymayacaksınız..
Göz yaşlarınızdan etrafı göremez hale geleceksiniz..
O'ndan ölmesini isteyecek kadar çok nefret edecek, az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksiniz..
Hep ondan bahsetmek isteyeceksiniz..
''Ölüme çare bulundu'' ya da ''Yarın kıyamet kopacakmış'' deseler başınızı kaldırıp ''Ne dedin?'' diye sormayacaksınız..
Yalnız kalmak isteyeceksiniz..
Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak..
İkisi de yetmeyecek. Geçmişi düşüneceksiniz..
Neredeyse dakika dakika, ama kötüleri atlayarak!
Onunla geçtiğiniz yerlerden geçmek isteyeceksiniz, gittiğiniz yerlere gitmek..
Bu size hiç iyi gelmeyecek ama bile bile yapacaksınız..
Biri size içinizdeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksınız..
Aslında kurtulmak istediğiniz halde, o acıyı yaşamak için direneceksiniz..
Hayatınızın geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksiniz...
Aksini iddia edenlerden nefret edeceksiniz..
Herkesi ona benzetip kimseyi onun yerine koyamayacaksınız..
Hiçbir şey oyalayamayacak sizi, ilaçlara sığınacaksınız..
Bir kaç saat kafanızı bulandıran ama asla onu unutturmayan..
Sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren..
Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek..
Boğazınız düğümlenecek, dinleyemeyeceksiniz..
Uyumak zor, uyanmak kolay olacak, sabahı iple çekeceksiniz..
Bazen de '' Hiç güneş doğmasa'' diyeceksiniz..
Ne geceler rahatlatacak sizi, ne gündüzler..
Ölmeyi isteyip , ölemeyeceksiniz..
Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önünüze çıkana sarılmak isteyeceksiniz, nafile..
Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek..
Rüyalar göreceksiniz, gerçek olmasını istediğiniz..
Her sıçrayarak uyandığınızda onun adını söylediğinizi fark edeceksiniz..
Telefonun çalmasını bekleyeceksiniz..
Aramayacağını bile bile..
Her çaldığında yüreğiniz ağzınıza gelecek..
Ağlamaklı konuşacaksınız arayanlarla..
Yüreğiniz burkulacak..
Canınız yanacak..
Bir daha sevmemeye yemin edeceksiniz..
Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinizden..
Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksınız..
Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğiniz için kendinizden nefret edeceksiniz..
Yaşadığınız şehri terk etmek isteyeceksiniz..
Onunla hiç bir anınızın olmadığı bir yerlere yerleşmek..
Ama bir umut..Onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu..
Bu umut sizi gitmekten alıkoyacak..
Gel gitler içinde yaşayacaksınız..
Buna yaşamak denirse..


                                                   Yazan   : Pakizze SUDA
                                                   Okuyan : Asım YILDIRIM

BEN SANA MECBURUM

BEN SANA MECBURUM

Ben sana mecburum bilemezsin 
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum 
Büyüdükçe büyüyor gözlerin 
Ben sana mecburum bilemezsin 
İçimi seninle ısıtıyorum. 

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor 
Bu şehir o eski İstanbul mudur 
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor 
Sokak lambaları birden yanıyor 
Kaldırımlarda yağmur kokusu 
Ben sana mecburum sen yoksun. 

Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur 
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur 
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan 
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu 
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından 
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman 
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu 

Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor 
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor 
Durup köşe başında deliksiz dinlesem 
Sana kullanılmamış bir gök getirsem 
Haftalar ellerimde ufalanıyor 
Ne yapsam  ne tutsam nereye gitsem 
Ben sana mecburum sen yoksun. 

Belki haziran  da mavi benekli çocuksun 
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor 
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden 
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun 
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor 
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin 
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor 

Ne vakit bir yaşamak düşünsem 
Bu kurtlar sofrasında belki zor 
Ayıpsız   fakat ellerimizi kirletmeden 
Ne vakit bir yaşamak düşünsem 
Sus deyip adınla başlıyorum 
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin 
Hayır başka türlü olmayacak 
Ben sana mecburum bilemezsin. 


                                   Atilla İlhan

10 Nisan 2013 Çarşamba

VAZGEÇTİM

 
   Yalnız yüreğim yokluğuna alışmaya mı başladı, yoksa ben mi kendimi avutuyorum bilmiyorum. Yine Sezen Aksu ortak gecelerime ve ben yine hapsoluyorum dilden çıkarken vazgeçmeye adanmış aşağıdaki dizelere.
 
 
 
Vageçtim gözlerinden,
Vaz geçtim sözlerinden
bir ahh de yeter..
Sessizce kimsesizce gönderdim dudaklarımı
Öpme al yeter...
Hiç tanımaz tenim ellerini
Bilmez yüreğim bilmez yüreğini
Ahh bu koku bu ten bu dokunuş
Ahh bu delilik sar sar bedenimi
Yok olmak zamanıdır şimdi...
 
 
 
   Ben hiç vazgeçmedim oysa seni sevmekten, sen vazgeçirdin gözlerinden, vazgeçirdin sözlerinden. Şimdi benim yine ahh diyen. Sessicce gidiyorum işte kimsesizliğime, aklımdan geçen acabaları koyuyorum kaçarken bıraktığın ayak izinden mezarlara. Senden önce cehennemi yaşadığımı geç farketmiş olsamda, yüzünün masumiyetini farkettiğimde iyice emin olmuştum cennetin sende bir yerlerde olduğuna.
 
   Sen cennetsin diye sadece gözlerine bakmakla yetindim ben yıllarca. Şimdi dudakalrını bile gönderemiyorum sana. Öylesi inanmışım ki o masum bakışına, öyle bir kapılmışım ki sadece gözlerine baktım yıllarca. Hiç öpmedim öpülesi dudağından, elim hiç kayıp gitmedi avuçlarından. Razı oldum aşkı gözlerinde görüp avuçlarında yaşamaya.
 
  Çivisi çıkmış dünyaya hergün yeni bir aşk eklenirken köşe başı sevişmelerinde, ben seni yüreğimin baş köşesi yapmıştım. Dedim ya hiç tanımadı tenim ellerini, hiç tanıştırmadım ellerimi teninle. Aşkının derinliğini bilmeden sevdi yüreğim yüreğini. Saçının şampuan kokusuna razı oldum, hiç aramadım başka koku teninin herhangi biryerinde. Bu kadar masumiyeti delilik gören sevdalardan olmadı benim sevgim. Çünkü ben seni öpüşürken dudak kanatırcasına basit ve azgın değil, elini tutarken bile namahrem sayıp korkacak kadar masum sevdim.
 
   Şimdi bütün masumiyetini yüklendim anıların , yüreğinin cennetinden vazgeçtim gidiyorum. Mutlu olmak için seçtim sanma bu gidişi...Sen yoksan eğer benim için zaman, yok olmak zamanıdır şimdi...
 
 

GÜLERKEN AĞLAMAK

Sen hiç yandın mı yitip gidenlerin ardından ? Gözlerin dalarken uzaklara, akan yaşların farkına varamadığın oldumu peki ? Elini uzattığında saçına dokunabilecekken, sevdiceğine okyanus kadar uzak kalmanın verdiği acıyı tattın mı hiç ? Gözyaşların yanaklarından süzülürken yüreğinden kopan fırtınaları yaşadın mı peki ?
   Birbaşka acı verir herbiri insana. Ağlarsın derman olmaz derdine, istemeye istemeye gülersin mutlu etmeye yetmez hiçbir nesne. Hiç bir kelime tarif edemez seni, anlatmaz hiç bir cümle içinde bulunduğun ruh halini.
   Yürek acısını dindirir der ararsın onu. Ya buz gibi bir ses tonuyla yada kızgın bir edayla açar telefonu. Aradığına da arayacağına pişman olursun. Yinede sesini duymuş olmakla kendini avutursun. Ama bazen aramalarda avutamaz,  hatta strese girersin " aradığınız kişi birbaşkasıyla konuşuyor, lütfen hattan ayrılmayın " sesiyle.
   Çıldırır gibi olursun ancak çarede bulmazsın bu durumdan kurtulmak için. Aslında çoğu kez çare bile aramazsın. Sana göre tek doğru ondan başka çare olmadığıdır. O nedenle çaresizce, sadece beklersin.
   Bu bekleyişlerle geçen her saniye ömründen ömür çalar gider. Yinede mutluluk hayalleri kurarsın kendi kendine. Oysa yalancı baharı yaşadığının farkındasındır.
   Biliyorsundur onun hiç gelmeyeceğini, aramyacağını, sormayacağını. Yinede avunursun işte kendi çapında. Bu avuntular bir süre sonra alışmalara bırakır kendini.
   Etrafındakilere gülümserken, içinden ağlamayı ve bunu kimseye çaktırmamayı öğrenmiş olmanın tepkiyle, Sessizliği , sevgisizliği , onsuzluğu ve sonsuzluğu hayatına harmanlar kendi kabuğuna çekilirsin.
 
 
 
                                                                                                                                                      Ö.K

  

9 Nisan 2013 Salı

CEMRE

   Önce havaya düşer derler CEMRE için, sonra suya , sonrada toprağa... Doğa için böyleymiş eskilere göre.
 
   Oysa gözlerine düşermiş önce insanın. Belki turuncu otobüste okula giderken, belki pembe yolda yürürken, belki çiçek açan bir kayısı ağacının altında yalnızlığın boğucu havasını teneffüs ederken, yada gözünün o güzeli farkedebileceği herhangi biryerde işte...
 
   Artık bahar gelmiştir hayatınıza ilk CEMREyle. Gözleriniz yalnız çiçekleri , böcekleri görür. Her güzel yüzde o gelir aklınıza. Hafif tebessümlerle dolu onlarca mutluluk tohumu saçarsınız dünyanıza.
 
   Ardından derslerden kaçmalar, kafelerde takılmalar, fakülteler arası koşuşturmalar başlar. Artık hangi saatte hangi kafede oturmanız gerektiğini, hang, derste fakültesine gitmeniz gerektiğini bilirsiniz.
 
   Karşılıksız açan sevda çiçekleri, yüreğinize düşen ikinci CEMReyle birlikte meyveye dönsün artık dersiniz. Genelde tesadüfen bir arkadaş ortamında karşılaşır ve tanışırsınız yürek bahçenizin hem bahçesi, hem bahçıvanı, hemde çiçeği olan kişiyle. Aslında herkese tesadüf gibi gelse de siz bilirsiniz o anın nasıl planlandığını. Keza günlerce kovalamışssınızdır bu anı.
 
   Artık hangi saatte hangi fakültede olmanız gerektiğini değil, hangi bahanelerle onun fakültesine giderde, onu görürüm diye düşünürsünüz. Aslında fakülte size uzak olsada hep yolunuzun üstündedir. Bu yol artık ufak ufak bakışmalara, sonrasında konuşmalara çıkar ve sınıftan alıp yurda bırakmalara doğru uzar gider.
 
   Artık kayısılar çağlaya dönmüştür.Üçüncü CEMRE vakti geldide geçiyordur bile. Oysa sizin beraber altında oturduğunuz bir kayısı ağacınız olmamıştır.Bunu düşünmek kahreder sizi.Ona açılmayı düşünür, yapamazsınız. İçinizde pırpır eden sevgi kuşunu, içinizdeki çekingenlik sol göğüs kafesine hapseder durur. Bir yanda ya "hayır" derse cevabıyla ondan uzaklaşmak zorunda kalacağınız ihtimalinin boğucu havası, bir yanda "evet" derse ihtimalinin yüreğinizdeki sevgi ateşini dahada körüklemesiyle sıkışır kalırsınız. Her defasında hayalinize gelen gülümseyiş baskın çıkar ve biraz daha ertelersiniz. Yanımda olsun, gülsün o bile yeter der, durursunuz.
 
   Onsuzken kurduğunuz hayaller, onunlayken düğüm atar boğazınıza. Kelimeler özgürce aşk nağmesi olmak isterken siz kelimelere pranga vurursunuz, demin düşündüklerinizden dolayı. İçiniz acıca acıya yaparsınız bunu.
 
  Ama birgün bir arkadaşınız son CEMREnin sizin yüreğinize düşmeyeceğini söyler, kahrolursunuz. Oysa son CEMRE onun yüreğine düşmüştürde siz günlerdir boşuna beklemekte olduğunuzu öğrenince önce kendinize kızar, sonra huzur bulursunuz.
 
  Neden daha önce söylemedi ki bunu diye düşünürken çekingen günleriniz gelir aklınıza. Tipik kız gururu, önce erkek söylemeli tabi diye düşünüp gülümsersiniz. Bu size cesaret aşılar. Baharın bitip yazın bunaltıcı sıcakalrı dünyanızı yakıp kavururken, yıldızsız yüreğinize yıldız olsun artık diye konuşursunuz. Vereceği cevapla kavrulan yüreğinize su serpmesini beklerken, bu seferde naz yapmalar başlar. Ama bu naz hoşunuza gider.
 
    Kaçan kovlanır der kovalamaya devam edersiniz. Ama fazla sürmez bu kovlayış ve yorulur taşıyamaz yüreğindeki yükü. Artık oda kabul eder yüreğinizde yıldız olmayı. Ne diyelim, Mutluluklar sizde yedniz AYVAYI. :)
 
 
                                                                                                                   Ö.K
                                                                                                        2007 - Malatya

Seni Alnıma Yazdım



 




 

 
       
     Ben senin dişlerinde ezdiğin üzümleri  tatmadım belki ama okyanus yüreğinde boğulma şerefine erdim. Şimdi nefes alan bir ölü misali yalnızlığa yürüyorum yapayalnız. Dilimde böylesi duygusal şarkılar, yüreğimde senden kalan yangın sonrası harbe, beynimde cevabını bilmediğim, cevabını bilmediğimden soranlara cevap vermediğim sorularla zamana ayak uydurup günü dolduruyorum.
  
   İnsanlar soruyor bu aşkın bitiş sebebini, nedenini bilmediğimden olsa gerek cok seviyorum bu sarkidaki dizeleri.
 
" Sorma hiç nedenleri, anlamsız gidenleri, uğruna hep söylenen sevdalı türküleri" işte yüreğimden geçipte diliminin söyleyemediklerinin tercümesi sanki. Birgün önce hayal kurduğum sen degildin sanki, izleyemediğim maçı izleyip telefonda tartışmalı pozisyonları yorumlayan kız sen değilsin sanki, hangi şehirde ortak yaşantı kurabiliriz, bu yaşantının olmazsa olmaz çocuk hayalimiz peki, senin işte yoruldum bahanesiyle evde ütü, bulaşık gibi işleri bana yukleyeceğini söylemelerine ne demeli.
 
    Aslında denilecek şey belli yıllara meydan okuyan sevgimizi, eline yüzünü bulaştırıp sebepsiz gidişinle yüreğime hergün ütü basıyor sanki biri. Şarkıda da dediği gibi; "Aşkın bir alev olsa yakar mı bu canımı, uzanamam ben sana, bu acıtır canımı." Ama yine şairin dediği gibi " gönül kapılarını sonuna kadar açtım." bakanlar görsün Yüreğimdeki büyük aşkı ve saygı duysunlar yalnızlığıma diye.nHa birde kaderime söz verdim, SENI ALNIMA YAZDIM. Simdi benden haykırıştır sende dinle;  Aşkın bir alev olsa yakar mı hiç canımı, uzanamayacağım ya sana bu acıtıyor canımı. ..
 
                                                                                                                               Ö.K
 
 Murat İbrahimbaş ve Volkan Konak a Teşekkürler
 
 
                                                                                                                               Ö.K