RSS Feed

9 Nisan 2013 Salı

GÜNEŞİ DOĞMAMAK ÜZERE BATANLARIN DERDİ

 
   Yine hüzünlü şarkılara bıraktım yüreğimi. Sarıp sarıp dinliyorum, hep ayni sözler hep aynı nakarat.
 
"gitme sana muhtacım, gözümde nursun,
  başımda tacim, , muhtacım".
 
Nasil bir yalvarıştır bu ki sanat güneşi haykiriyor yüreğinin bam teline vura vura, yüreğindeki güneşi doğmamak üzere batanların derdine derman olurum diye. Oysa giden gittiğiyle, kalan acı cektigğyle kalıyor yine. Gidenin dönmeyecegini, yürek yangınının sönmeyeceğini bile bile devam ediyor işte;
 
"şimdi bomboş ellerim,
seni çağırır yaşlı gözlerim, muhtacım.
beni öldür öyle git,
yaşamak için senin sevgine muhtacım".
 
Bedeni dar ağacinda sallananın son isteği gibi sanki her kelime. Sadece boş olan eller değil yaşamak boş sanki. Gözde değil yaş sadece, yürekteki silinmez uzun bir süre. Çünkü severken ask işlenmiştir mutluluk mendiline. Şimdi nasil silinir bu aci. Nasil, neyle,  hangi teselliyle?  Bosuna demiyor iste ;
 
"beni öldür öyle git," diye.
 
Çünkü bu ayrılık ölümden de öte. Öldüğünde koyarlar iki metrelik yere, ahireti beklersin, yüce Rabbime hesap vereyim diye. Oysa aşktansa ayrılık, mezara gerek yoktur, keza mezar gözüyle bakarsın nefes aldığın her yere. Sorguya çekilirsin her saniye, o zaman anlarsın onsuz dünyayı da, sonsuz rüyayı da. Ufacık bir hayal bile, gönderiverir anıların cehennemine...
 
 
                                 
                                                                                                         Ö.K

0 yorum:

Yorum Gönder